Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur Kitabı İncelemesi

Okuyorum

Written by:

Savaş, ayrılık ve hastalık kıskacında sıkışmış bir gencin buhranlarını okuyoruz Huzur’da.Yaklaşan bir savaş mı kaybedilen bir aşk mı yoksa ani yakalayan bir hastalık mı daha çok acıtıyor sorguluyoruz. Musiki ile yoğruluyoruz, İstanbul’la hemhal oluyoruz. Sonunda huzursuzluğun hayat olduğunu anlıyoruz, kapının arkasında durmamayı öğreniyoruz.

‘Kim bilir? Bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil, arkasında bulunduğumuz içindir. Büyük şeylerin hepsi böyledir. Bir formülde hapsetmek için yakalamaya çalıştın mı, senden uzaklaşırlar. Küçük sefaletlere inersin! Birisinde akla , mantığa, şüpheye, inkara; öbüründe imkansızlığa, acze, isyana gidersin. Halbuki kendinde ararsan bulursun. Bu bir disiplin, hatta metod meselesidir.”

Yazarın başyapıtı ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ne kadar akıcı ve eğlenceli ise Huzur da tam tersi bir o kadar durgun ve hüzünlü. Tasvirlerle dolu cümleleri okumak yorucu, karakterlerin düşüncelerin takip etmek zorlayıcı. 70 sene öncesinin diline ne kadar yabancı olduğumuzu görmek üzüyor.

İkinci dünya savaşının çıkmasına yakın tarihte geçen roman, Türk klasiklerinin vazgeçilmez konularından olan şark-garb ikilemine de yer veriyor. İnsanımızın o zamanki duygu durumlarına dair bizlere pencere açıyor. Ana karakter Mümtaz ne yazık ki kendine ait bir düşüncenin mevcudiyetine sahip olmadan sürüklenip duruyor, kitabın sonunda da arayışının vardığı nokta tatmin etmiyor. Aralarda geçen tespitler muazzam olsa da Huzur genelinde okuyucuya önemli bir ana fikir sunmuyor.

İstanbul’la yeniden tanışıyorsunuz Huzur’la, eski İstanbul’da yaşamayı arzuluyorsunuz. Ney taksimi ile kendinizden geçip musikinin tadına varıyorsunuz. Mümtazla yeniden sevmeyi öğreniyorsunuz, Nuranı keşfediyorsunuz. Hem de ne sevmek efendim. Kitapta en sevdiğim bölüm herhalde çiftimizin tanışma hikayesi ve Mümtazın sevdiğini tasvir ettiği cümleler oldu.

”Mümtaz, çok defa Nuran’ın uzaktan gelişinin kendisinde bıraktığı hissi tahlile çalıştı. Ve neticede bunun bir nevi zihni kamaşma olduğuna karar verdi. Sanki o yolun başında görünür görünmez her şey silinirdi. Bütün endişeler görünmez olur, heyecanlar diner, sevinç bile eski parlaklığını kaybederdi.”

Kitapta sevmediğim bir noktada içkinin bu kadar yaygın tüketilmesi oldu. Mevlevi ayinlerinde bile insanlar rakı sofrası kuruyor dindar olan insanlar normalmiş gibi günlük hayatlarında sık sık içki tüketiyorlardı. Ben garipsedim. Suad karakterini de özümseyemedim. Bir anda romana dahil olan Suad hikayenin tüm seyrini değiştiriyor, Nuran-Mümtaz çiftinin ayrılıklarına sebep oluyor. Derdinin ne olduğunu da anlayamadan ölü buluyoruz kendisini.

Ez cümle herkese göre değil Huzur romanı, eski kelimeler zorluyor, tespitleri yoruyor. Ama edebiyattan hoşlanıyorsanız bu klasiği behemehal:) okumalısınız, cümlelerin tadına bakmalısınız. Ne diyelim umarım kabuğunu genişletebilenlerden oluruz, tabiatın munisliğine vuruluruz.

Zannetme ki , sana kabuğunu kır! diye cevap vereceğim. O zaman dağılırsın! Sakın kabuğunu kırma! genişlet…. ve kendine mal et, kanınla işle ve canlandır. Kabuğun kendi derin olsun…

Hülasa hayat dar, fakat tabiat geniş ve munisti.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: