Gerçekliğin Hep Güneşli Olduğu Cesur Yeni Dünya

Okuyorum

Written by:

İnsanların hep mutlu, gerçekliğin hep güneşli olduğu bir dünya düşleyin. Savaşların ve yoksulluğun olmadığı;herkesin yapması gerekeni bildiği ötesini düşlemediği yeni bir dünya. Aynı tepkileri veren insanların; tıpatıp birbirlerine benzediği.  İsteğinizin zahmet çekmeden gerçekleştiği. Sıkıntının yerini mutlak keyfin aldığı; şartlandırılmış mutluluk vadeden yeni bir dünya…

Kulağa hoş geliyor değil mi? İşte çoğumuzun belki yaşamayı düşleyeceği bu mükemmel dünyanın aslında nasıl da rahatsızlık veren bir yer olduğunu ustaca anlatan Aldous Huxley romanı Cesur Yeni Dünya.  Ahlaki değerlerin rafa kaldırılıp; herkesin herkese ait olduğu bu dünyada; tüplerde yetiştiriliyor insanlar. Ölüm, hastalık, gelecek kaygısı  gütmeden yaşıyorlar. Bebeklikten başlayan şartlandırma sayesinde razı oluyor yaşadıklarından, pay istemiyorlar alamadıklarından. İstikrara kavuşmuş mutlak mutlu dünya.

”Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek.Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz  toplumsal yazgılarını sevdirmek”

1931  yılında yazmış romanı Aldous Huxley; yaşadığı zamandan  çok farklı betimlediği bu dünya tasvirlerine hayran kalmamak elde değil. Cesur Yeni Dünya konusu içinde klonlanma, soma kavramı; şartlandırma ile ahlak öğretimi gibi pek çok şaşırtıcı olaya yer veriyor. Klonlamayı Bokanovski İşlemi şeklinde tarif ederek; toplumsal istikrarırın yapı taşlarından biri olarak ortaya koyuyor.

”Tektip gruplarda standart  erkek ve kadınlar. Küçük bir fabrikanın tüm çalışanları bokanovskileştirilmiş tek bir yumurtanın ürünleri olabilir.”

Cesur Yeni Dünya yorumu itibariyle bir distopya mı yoksa ütopya mı sorusu her bünyede farklı karşılık bulsa da kitabın gidişatına göre  bu düzenin kara bir düzen olduğu üstünde durulduğu görülmekte.  Çünkü bu dünyada insanlar uyuşturulmuş ve sahip olduklarını düşündükleri mutluluk; yüzeysel bir mutluluk. George Orwel’in 1984 romanıyla karşılaştırılmış olsa da tavır bakımından oldukça farklı olduğu söylenebilir. Orwel’ın sunduğu kontrol dünyasına nazaran Huxley’in sunduğu ikna olunan bir dünyadır. Huxley, Orwell’in aksine romanda kurulan düzeni eleştirmeyip, böyle bir gelecekte karşılaşılabilecek ikilemi okuyuculara vermeyi istemiştir. Çünkü bu bir tercihtir; endişenin; derdin olmadığı bir düzende mutlu robotlar şeklinde yaşamak mı daha iyi hissetiirir yoksa  her anında  acıyla yüzleşebileceğin kendi fırsatlarını yarattığın gerçeklik mi?

Kitabın edebiliğine değinecek olursak, okunması oldukça güç bir roman olduğunu söyleyebiliriz. Kitabın başından sonuna doğru değinilen ana bir olay örgüsü yer almıyor. Kitapta yazar sadece böyle bir geleceğin nasıl olabileceğini tasvir etmekle yetinerek, karakterler üzerinde bir derinleşmeye gitmemiş. Kitapta ana karakterin Lenina mı John mu Bernard mı olduğunu anlamıyorsunuz. O yüzden devam etmesi oldukça zor bir kitap. Çevirisinden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama dilide zaten farklı bir kurgusu olan romanın okunma güçlülüğünü artırmış.

Yine de düşünmeye sevk eden; acaba şimdiki toplumuzda bir cesur yeni dünyaya dönüşüyor mu yavaş yavaş sorularına sordurtan bir kitap olduğu için okunması elzem. Cinsel içerikler; uyuşturucu gibi pek çokları ile kendinden geçirilen günümüz toplumunun, bu sahte mutluluğu isteyip çoğu şeyi sorgulamaktan vazgeçtiklerine şahit oluyoruz. Ahlaki değerlerimiz neredeyse çökmek üzere. teknoloji sürekli övülmekte. Duygulardan uzak; hep güneşli cesur dünya olmamıza daha ne kadar kaldı sizce?

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: