Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden 28 Muhteşem Alıntı

Okuyorum

Written by:

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdı Tanpınar’ın kaleme aldığı Türk edebiyatı’nın  belki de en başarılı, en nevi şahsına münhasır romanlarından birisi.  Kurgusu, dili ve içinde yer alan betimlemeleriyle kendisine hayranlık uyandıran roman, günlük yaşantımıza farklı açılardan bakarak  sağlam eleştiriler yönlendirmekte. Saatleri ayarlama enstitüsü konusu itibariyle; modernizmin kıskacında kalmış Türk halkının düştüğü durumları ustalıkla anlatarak,  karakterler üzerinden yaptığı tespitleri kara bir mizah şeklinde okurlarına sunuyor. Beğenerek okuduğum bu romanın altını çizdiğim satırlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

1.Eski şapkalarımız,ayakkabılarımız,elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer.Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut “Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti.”

2.Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti. Bu kelimeyi bugün sadece siyasi mânasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman mânasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği hâlde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık. Nereden gelir? nasıl birdenbire gider? veren mi tekrar elimizden alır? Hiç bilemedik.”

3. Al bakayım şu saati! Hele bir zamanına sahip ol . Ondan sonrasına Allah kerimdir!…”

4.Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?”

5. Demek usul bu idi. Evvela  denen bir şey kabul edilecek, sonra sahibi aranıp bulunacak, o tebrik edilecek, bu sefer o, muvaffakiyetin asıl karşısındakinin olduğunu iddia ederek ona ayniyle devredecek, öteki çok manalı bir kelime ile kendi hissesini ayırdıktan sonra yine geriye verecekti. Böylece  üzerinde bu kadar devr ü teslim,iade ve tekrar iade muamelesi geçtikten sonra bu muvaffakiyetten artık kim şüphe edebilirdi?

6. Dinlemesini biliyorsun, ki bu mühim bir meziyettir. Hiçbir şeye yaramasa bile insanın boşluğunu örter, karşısındakiyle aynı seviyeye çıkarır!”

7.İnsanlar saatlerini ceplerinde gezdirdikleri, onu güneşten ayırdıkları zaman medeniyet en büyük adımını attı. Tabiattan koptu. Müstakil zamanı saymaya başladı. Fakat bu kadarı kafi değil. Saat zamandır, bunu düşünmemiz lazım..”

8.“Kafamda ancak gölgesi geçen bir düşüncenin iki dakika sonra böyle cezasını çekeceğimi nereden bilebilirdim? Biz fakirler böyleyizdir. Kader sarayında bizim işlere bakan büro hiç şaşmaz, ihmal etmez. Zihnimizden geçen en uzak, en masum ihtimallerin, sadece şiddetle ret için düşündüğümüz şeylerin bile ceremesini öderiz.”

9.İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu.Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek herkese benzeyecekti…

10.  “Hayatta ‘hep’i elde etmek için ‘hiç’in kısır çölünde yaşamayı tercih etmişti…”

11. “Belki de şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onları birbiriyle yaptığı terkiplerin  bizi benimsemesidir.”

12.“Hiç boks maçına gitmediniz mi? İlk önce bakamayız bile!Sonra birdenbire heyecanlanırız,bir taraf tutarız.Bir an evvel,kafi derecede kuvvetli olmamasına kızarız.Haydi!… deriz,daha kuvvetli!Daha müthiş!…deriz ve öyle olmadığı için üzülürüz.Fakat hangimiz o esnada o adamı yerinde bulunmayı isteriz?Hiçbirimiz,değil mi?Bunlar da öyle işte…Mücadeleyi bizim tarafımızdan seyrettiler.Ve bizi alkışladılar.O anda çok samimi idiler.Fakat “Ringe buyurun!” deyince işler değişti.Burada kendi menfaatler,emniyetleri var!”

13.    “Modern hayat ölüm düşüncesinden uzaklaşmayı emreder!…”

14.“Belki bu iyi gelir!” diyordum. Elbette birinden biri iyi gelecek ve ben de etrafımdakilere benzeyecektim. Muhakkak benzemeliydim. Benzemezsem yaşamak çok güçtü.”

15.“Mektep, gençlik için daima ehemmiyetlidir. Her şeyden sarfınazar o yaşlarda ömrün en azaplı meselesi olan ‘ Ne olacağım’ sualini geciktirir. Bırakın ki vaktinde yetişir, sonuna kadar sabreder, aktarmaları zamanında yaparsanız, içindekini behemahâl bir yere götüren trenlere benzer.”

16.“Saymak bizi daima aldatır. Gülünç ve eksik neticelere götürür. Zaten herhangi bir şeyi saymanın imkanı yoktur. İnsan tek bir hal olsa istatistik denen şeye inanırım. İnsan karışıktır, durmadan değişir. O halde niye bu yorucu işe girmeli?”

17. “Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulamaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlerini affettiren daima öbür hadiselerdir.”

18. “Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti:İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık,yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiç biri alamaz.”

19. “Bütün hayatım boyunca dikkat ettim. İnsanın daima en çok korktuğu şeyler başına geliyor.”

20.“Korkuyu bütün ömrümce tatmıştım, o yılanı gayet iyi bilirdim. Bir kere içimize yerleşti mi bulandıramayacağı hiçbir şey yoktu..”

21. “Hiçbir şeyin üzerinde duramayan, ancak zaruri bir şekilde bir iş yaparken veya şikayet ederken mesut olan insanlardandı.Bu yüzden çok güzel bir mesleği,cemiyet içinde bir yeri olduğu halde kendisini biçare, her hakkı yenmiş, gelecek için ümitsiz sanıyordu.”

22. “Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. Artık hürdüm…”

23. “ Araya menfaatlerimiz girmeyince hadiseleri elbette başka türlü, daha realist bir gözle görmeye, hakikaten daha uygun şekilde anlamaya  ve yorumlamaya başlarız.”

24.“O zamana kadar hademe denen mahlukun kendi hayatının şartlarına göre ayrı bir cennet tasavvuru olabileceğini hiç düşünmemiştim. Fakat saadet telakkimiz niçin hayat şartlarımıza göre olmasın?”

25. “Ufak bir refah değişikliği, biraz teşebbüs ve gayret, küçük bir görüş farkı her şeyi ıslah edebilir..”

26.“Yeninin bulunduğu yerde başka meziyete lüzum yoktur..”

27.“ Ben aşktan daima kaçtım.Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde.. Fakat daima ödersiniz… Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.”.

28.“Hayatımızın bir devrinden sonra başımıza gelen şeylere o kadar hazırlanmış oluyoruz ki, kederimizi kendi içimizde taşır gibi yaşıyoruz.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: