Geçmişin Günahları-The Smile Has Left Your Eyes Yorum ve Replikleri

Kore Dizileri

Written by:

Geçmişin günahları etkilerse yarınları; çıkış bulamaz yaşayanlar, yaprak gibi savrulurlar. Aitlik duymazlar mekana, saklamak yaralarını etmez fayda, tuhaf gelirler  başkalarına. Unutmak isteseler de geride kalanları, takip eder onları babalarının günahları. Sonunda olmayacak yükü sırtlanırlar,  yaşamakta zorlanır sahipsiz kalanlar…

The Smile Has Left Your Eyes, garip başlayıp garip biten bir hikaye ile karşımıza çıkıyor.  Gizemli gri bölümleri ile  seyredenlerde farklı bir tat bırakıyor. Tek kelime ile diziyi tanımla derseniz ‘tuhaf’ derim, Kim Moo Young’un  şimdiye kadar gördüğüm  en ilginç karakterlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Katmanlı olarak ilerleyen hikayede bir merak duygusu peşinizi bırakmıyor, Sora Kara Furu Ichioku No Hoshi adlı Japon dizisinden uyarlanan dizimizin her sahnesinde bir Japon tuhaflığı,  bir ürperti hissediliyor 🙂 Lafı dolandırarak anlatan gizemli yapımları sevmiyorsanız, The Smile Has Left Your Eyes’dan  da muhtemelen hoşlanmayacaksınız.

Seo In-Guk çok iyi oynamış,  Jung So-Min her zamanki gibi ışık saçmış olsa da hikayenin gidişatından olsa gerek tam istediğimi bulamadım, son sahne hariç pek de duygusallaşamadım. Bir eksiklik var  dizide tanımlayamadığım. Orijinal  Japon senaryosundan  farklı bir  son ile ayrılan dizimiz yine de kendini seyrettiriyor, geçmişin günahlarını yüklenmememiz gerektiğini ustaca anlatıyor. Klişelerden uzak bir dizi arayışında olanlara öneririm.

The Smile Has Left Your Eyes konusu ile ilgili yazdığım yazı şurada olup, spolier uyarısı vererek detaylı yorumlara geçiyorum. Yeniden doğamasanız da her zaman yeniden başlayabilirsiniz efendim:)

 

 

The Smile Has Left Your Eyes Yorum ve Replikleri

Bana göre dizi Kim Moo-Young ile Seung-Ah’nın kazasından önce ve sonra olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Kazadan önce ne yapmaya çalıştığına bir türlü mana veremediğimiz Kim Moo Young’u  sonraki bölümler az da olsa anlamaya başlıyoruz, Jin Kang ile yakınlaştıkça şeytan değil de yaralı bir insan olduğunu fark ediyoruz.

Gerçekten çok farklı bir karakter Kim Moo-Young, bir katil mi her adımını planlıyor mu, özel güçleri mi var sorularını ilk bölümden itibaren sordurtuyor senarist. Ters köşeler oldukça fazla idi bu karakterde  ben Seung-Ah ile ilişkisini fazla ilerletmez herhalde dedikçe bir adım ötesine geçti, kendi eğlencesine göre ilişkilerini yönlendirdi. O yüzden ilk bölümlerde Kim Moo-Young’u anlamak ve sevmek çok zor geliyor; tutarsızlığı, kafasına göre davranması sinirlendiriyor.

Kim Moo Young’a ne kadar kızsak da Seung-Ah’ın aptallıkları da bir o kadar çıldırtıyor. Hayatı boyunca hep  bir plan dahilinde yaşayan zengin kızımız kavramları karıştırıyor, kendini bulmak ile aşkı bulmak arasındaki farkı bir türlü anlayamıyor. İki ay tanıdığı, yanında pek konuşmayan adamla sırf züppelerden biri olmadığını   ispat etmek adına güveniyor ne yazık ki hikayesi hüsran ile bitiyor. Jin Kang ne kadar uyarsa da keşke daha önce Kim Moo Young’un  kendisine de asıldığını , ona yalanlar anlattığını söyleyebilseydi. Gerçi söylese de Seung-Ah’ı kararından vazgeçiremezdi çünkü Seung-Ah’ın kanıtlamaya çalıştığı aşk değildi.

Yoo Jin-Kang abisinin biriciği, sevgi dolu, neşeli kızımız. Jung So-Min’i oyuncu olarak  ayrı bir seviyorum, ekrana da çok yakıştığını düşünüyorum. Buradaki küt saçlı hali de ayrı bir hoştu. Salaş  kıyafetleri, rahat ayakkabıları ve kullandığı pastel tonlar ona  yakışmıştı. Taktığı omuz çantasının sırt çantasına dönüştüğü çanta formunu ilginç buldum. İlk defa böyle bir çanta gördüm. Hikayesi de epey dokunaklı idi, abisini üzmemek adına evlatlık olduğunu bildiğini yıllarca gizledi, çevresi tarafından incitildi.

 

Dizinin en gereksizi Cho-Rong olsa gerek, çocuk gibi oynayarak  dizide sahne kaybı olmuş adeta 🙂  Değil Yoo Jin-Kang  kimse  onu tercih etmezdi herhalde, ama vedalaşırken verdiği tavsiye ve üzüntüsü yerinde idi.

Benim dizide en çok etkilendiğim karakter ise abi Yoo Jin-Gook oldu. O nasıl bir fedakarlıktır, nasıl bir insanlıktır. Geçmişte yaptığı bir yanlışın ceremesini bir ömür çekti, başkaları önemli olmadığını söylese de kendisini affetmedi, sorumluluğu üstlendi.Yaptığı en saçma ve ona uymayan hareket  Kim Moo-Young’u bıçaklaması idi herhalde bunu bölüm doldurmak için yapmış senaristler. Tak So-Jung ile ilişkisi epey eğlenceliydi, keşke evlenebildiklerini görebilseydik.

Dizide anlatılan en büyük derslerden birisi hiç şüphesiz  hayatta beklemediğiniz şeylerin bir gün başınıza gelebileceği idi.. Yaptığınız bir hata, bir öfke anı sizi katil yapabilir, bu yanlış ömrünüzü harcayabilir. Yoo Jin-Gook, Yoo-Ri  Kim Moo-Young’u katil yapan süreci seyretmek çok acıklıydı. İnsanoğlu ne kadar aciz.

Yoo Jin-Kang çevresi ne kadar itiraz etse de Kim Moo Young’a doğru adeta çekildi. Yanlış olduğunu bile bile kendi gibi ailesiz gördüğü Kim Moo Young’un iyi olmasını istedi, onu düzeltti. Yapayalnız olan bu adama sıcak bir ev verdi, sevmeyi öğretti. İkilinin sohbetleri eğlenceli, Kim Moo Young’un dönüşümünü görmek keyifliydi.

Dizide üç önemli  merak edilen hikaye birlikte yürütüldü,  senaristler bütün ihtimalleri bizlere  bölüm bölüm düşündürttü. İlk olarak düşen kızın katilinin kim olduğu konusu çözüldü. Sonrasında Kim Moo-Young’un Amir Yoo’nun aradığı çocuk olduğu anlaşıldı. Son düğüm ise bıçak sırtı bir konu olan Kim Moo-Young- Yoo Jin-Kang’ın kardeş olup olmaması oldu. Kötü sonu ise bu yanlış anlaşılma getirdi maalesef.

Ben bu kardeş olayının yanlış anlaşılıp Kim Moo-Young’un başkanı öldürme olayını zorlama buldum. Öğrendikten sonra Amir Yoo’ya sorma  imkanı buldu aslında  Kim Moo-Young, neden hemen başkana ve yanılsamalara güvendi anlayamadım. Sora Kara Furu Ichioku No Hoshi  finalinde gerçekten de kardeş oldukları ortaya çıkıyormuş ve ikisi de buradaki gibi ölüyorlarmış. Ölme kısmını benzetmek istediler kanımca.Zaten milyon dolarlık iki başkanın da ölümüne sebep olup ortalıkta öylece dolaşması pek de makul sayılmazdı. Final o yüzden olukça duygusaldı.

Kim Moo-Young’un vedası beni ağlattı. Doktorun söylediği gibi o dünyayı tüm berraklığıyla görüp, insanların davranışlarını anlayamayanlardandı. O yüzden dünyayı tuhaf buldu, aitlik duymayıp kafasına koyduğuna uydu.Ta ki Yoo Jin-Kang’a tekrar rastlayana kadar, ta ki sevmeyi öğrenip hayatın tadına varana kadar. Gökyüzüne bakıp, hayatta iyi şeyler de varmış keşke daha önce bilseydim sahnesi beni gerçekten hüzünlendirdi, bu talihsiz iki çocuğun garip hikayesi de başladığı gibi garip bitti.  Hayatta kötülüğün yanında güzel şeyler hep var efendim, yeter ki biz sevginin, iyiliğin yeni başlangıçların kıymetini bilelim:)

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: