İlle de Vatan-Mr. Sunshine Yorum ve Replikleri

Kore Dizileri

Written by:

Kalmadıysa paylaşılmayan tek bir toprak parçası vatanının, ne anlamı kalır tek başına yaşamanın? Kapatırsan gözlerini sana dokunmayan olaylara, seyredersin sonra ülkenin dönüşümünü adeta bir kuklaya.   Koruyamadıysan aşağılanan halkını, düştüğünde bekleyemezsin yardımlarını ve  bilmediysen zamanında özgürlüğünün değerini, boynundaki halkadan artık şikayet etmemeli. En güzel kafeslere de sahip olsan, gönül susmaz  işte ille de vatan, ille de vatan…

Parçalanmanın eşiğinde olan bir ülkenin horlanmış çocuklarının öyküsünü anlatıyor Mr. Sunshine, öyle duygusal  anlatıyor ki siz de o ülke gibi parçalanıyorsunuz. Çiçek gibi yaşayabilecekken bu gidişe dur diyebilme cesareti gösteren asil bir kadını efsaneleştiriyor Mr. Sunshine, siz de o kadınla birlikte savaşıyorsunuz. En önemlisi sahiplenilmeyip  yurtsuz kalan iki adamın  bir kadını nasıl vatan bildiğini gösteriyor  Mr. Sunshine, aşkın büyüklüğünden irkiliyorsunuz…

Oyuncuları, dekorları,senaryosu ve  müzikleri ile gerçek bir başyapıt olan Mr. Sunshine ile Kim Eun-Sook bir kez daha bizlere rüşdünü ispat etmiş ve ortaya muhteşem bir yapım çıkartmış. Her bir bölümünü film tadında seyrettim, 24 bölümün nasıl geçtiğini bilemedim; yeri geldi güldüm, yeri geldi kederlendim.İliklerime kadar aşkı hissettim. Japon işgalinden önceki Joseon’u konu edindiği için bir ”sad ending” yapımı olduğunu zaten tahmin ediyordum  bir de her bölümde  bunun vurgulanmasıyla, son bölümlerine dayanabildim.

Güçlü ve bağımsız bir devlet olabilmenin önemini o kadar güzel anlatıyor ki Mr. Sunshine; benzer durumları yaşayan ülkemizin gelecekteki ahveli için de kaygılanıyorsunuz.   2018’in tartışmasız en iyi yapımlarından birisi olan Mr Sunshine’nın detaylı konu yazısını şuraya bırakarak, hüzünlü bu yapımı kaldırabilecek her bünyeye bir an önce Mr Sunshine’a başlamalarını öneriyorum.Bu pikniğin tadına mutlaka siz de varın efendim.  Ben spoiler uyarısı vererek  Mr Sunshine yorumlarıma geçeyim.

Mr Sunshine Replik ve Yorumları

Öncelikle oyuncu seçimlerinin  gerçekten harika yapıldığını söylemek isterim. Her bir karakteri ayrı sevdim, seyrederken hayranlık besledim. Lee Byung-Hun ve Yoo Yeon-Seok devleştiler gözümde oyunculukları ile. İkisinin de hüzünlü bakışları yüreğime işledi. Byun Yo-Han karakterinin hakkını vererek kendisini ayrı bir sevdirdi. Kim Tae Ri  2018 APAN Star Ödülleri’nde En İyi Yeni Kadın Oyuncu Ödülü alarak da rolüne ne kadar yakıştığını bir kez daha gösterdi. Lee Byung-Hun ile aralarında 20 yaş fark olmasına rağmen hiç hissedilmedi.   Lee Byung-Hun İngilizcesi de Japoncası da usta işiydi. Birkaç abartılı kötü karakter dışında seyir zevkini bozan hiçbir detaya rastlamadım Mr. Sunshine’ da.

Dizinin üç önemli dönemecinin olduğunu söyleyebiliriz genel olarak. İlk kısmında eve dönüş yer alıyor,  Mr. Sunshine 1.bölümü  Eugene Choi’nin nasıl Amerika’ya gitmek zorunda kaldığını anlatarak başlıyor hikayeye. Zamanında etkin olan kölelik sistemi eleştirisini merkeze alan senarist halkını sınıflandırarak hor gören bir ülkenin zamanla nasıl köleleşeceğini vurguluyor yapımın her karesinde. Küçük Yoo-Jin’in ve kasabın oğlu olan Goo Dong-Mae’nin başına gelenlere o kadar üzülüyorsunuz ki neden Joseon’a sırtlarını döndüklerini anlayabiliyorsunuz. Eugene’nin dediği ‘Joseon bize hiç sahip çıkmadı ki biz ona sahip çıkalım.’lafına hak veriyorsunuz.

Genel anlamda iki tür profil kullanılmış dizide, bir horlananlar, bir de altın kaşıkla doğanlar. Kralın vazgeçmesi sonucu ölen babasını unatamayan Nişancı Jang ve babası tarafından satılıp kullanılan Glory otelinin sahibesi Hee-Na da  horlanmış olanlardan. İyi bir aileden olan Go Ae-Shin ve Kim Hee-Sung ise altın kaşıkla doğanlardan. Yolları kesişiyor tüm karakterlerimizin kimisinin çok sevdiği kimisinin de  hiç sevmediği Joseon’da Farklı olmuyor lakin sonları  Joseon parçalandığında…

Kendisine hep söylenen çiçek gibi yaşamaktan vazgeçip ülkesi için aleve dönüşen  Go Ae-Shin’in masalı anlatılıyor aslında dizide. İlk başlarda büyükbabasından destek görmeyen kızımız sonrasında ikna ediyor büyüklerini  ve usta bir nişancı oluyor ülkesinde. Çıktığı bir görevde de aynı hedefi olan bir yabancı ile tanışıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Kader Joseon için farklı duyguları olan bu iki insanı birleştiriyor. Bir on bölüm bu ikili arasındaki ilişkinin nasıl evrildiğini seyrediyoruz ilk dönemeçte.  Yaşadıklarından sonra ülkesine karşı katı olan Eugene’nin bu kadınla tanışmasından sonra kabinin adım adım nasıl yumuşadığını görüyoruz,dolaylı yoldan da olsa Joseon için nasıl da faydalı olduğuna şahit oluyoruz.

İşte bu noktada, bütün bu siyasi parçalanma, savaş, hainlikler arasında o kadar naif ve güzel bir aşk büyüyor ki Eugene ve  Go Ae-Shin arasında hayranlıkla seyrediyorsunuz. Go Ae-Shin’in bilmeden yaptığı ‘love ‘teklifine katıla katıla gülüp, birlikte yürümelerini bekliyorsunuz. Kayıkta onlarla yol alıp, mektupların ulaşmasını diliyorsunuz. Hasretin ne zor olduğunu bilip, gerçek fedakarlık ne demek anlıyorsunuz. Bu aşkın başlangıcı, elçiliğe gidip gelmeler, birbirlerine İngilizce ve Korece öğrettikleri sahneler hoş seyirliklerdi.

 

Ae-Shin manasını bilmeden yapmak istediği ‘love’ sahneleri benim çok hoşuma gitti. Aşamaları tanışmak, el sıkışmak, sarılmak ve hasret olarak güzel olarak dizildi.

Hepimizin hayranlık duyduğu bir başka aşkta tabi ki Goo Dong-Mae’nin  küçük hanım Ae-Shin’e  duyduğu saplantı derecesindeki sevgisiydi. Kılıçla herkesi önünde diz çöktüren bir adamın gönlündeki kadın karşısında ne kadar çaresiz olabileceğini o kadar iyi anlatmışlar ki. İstese zorla sahip olabileceği kadının eteğine değerken heyecanlanması, yüzünü göreceği anı bekleyip hayatta kalması enfes sahnelerdi.Nitekim çok sevdi, ölümüne sevdiği kadını ise sürekli incitti. Bunun sebebini ise ancak ölürken anlayabildik, asla sahip olamayacağı Ae-Shin için farklı olabilmekti tek niyeti. Ben çok başarılı buldum Goo Dong-Mae karakterini, korkusuzluğu, hazır cevaplığı, kılıç kullanması  ve Japon kıyafeti 🙂 ile bu dönem dizisinin en büyülü karakterlerinden biriydi.

 

Kim Hee-Sung başlarda işsüz güçsüz hiçbir şeyi dert edinmeyen rahat biri gibi görünse de dizi ilerledikçe nasıl derin bir karakteri olduğunu anlayabildik. Sahte gülüşlerin ve esprilerin arkasına saklamıştı üzüntülerini. Zalim biri olan büyükbabasının günahlarından kaçmak için uzun yıllar Tokyo’da kalınca nişanlısı  Ae-Shin’den maalesef vazgeçmek zorunda kaldı, halbuki ilk görüşte ona sevdalanmıştı. O da diğerleri gibi çok sevdi  Ae-Shin’i ama toprağından koparmak istemedi, yolunu değiştirmeyi seçip çiçeğin solmaması için büyü bir mücadele verdi. Kitaplar, çiçekler gibi faydasız şeyleri severim söylemlerine bayıldım. Diğerleri ile karşılaşınca kendi yolunu buldu ve yaptığı gazetecilik ile Joseon için bir umut oldu.

Kim Hee-Sung- Goo Dong-Mae ve  Eugene Choi arasında gelişen dostluk ise dizinin güldürüp mutlu eden detaylarındandı. Aynı kadına aşık olan bu üçlünün ironik birleşmeleri beni her defasında mutlu etti. Kim Hee-Sung’un tavırları o kadar tatlıydı ki 🙂

Glory otelinin sahibesi Hina Kudo da dizinin unutulmaz karakterlerindendi. Giydiği kıyafetler,  saçları, farklı tarzları çok yakışmıştı, hayranlıkla seyrettim.  Yukarıdaki giftede görülen burnuyla yaptığı harekete bayıldım:)

Hina babası hain Lee Wan İk yüzünden çok sıkıntı çekti ve dizi boyunca sevgiyi aradı. Annesini çaresiz her yerde araması, öldüğünü duyduğunda artık öksüzüm diye ağlaması beni derinden yaraladı. Başlarda ilgisiz gibi görünse de son bölümlerde Josen için yaptıkları takdire şayandı. Goo Dong-Mae ile iyi bir ikili oluşturdular ancak samurayımızın gözü küçük hanımdan başkasına kapalıydı. Vedaları son derece duygusaldı.

Dizinin ikinci dönüm noktası ise bana göre Eugene Choi’nin köle olarak doğduğunu Ae-Shin’ e anlatmasıydı. Şimdiki zamanımızda bu köleleik sistemini anlamlandırmadığımız için bize pek önemli gelmese de küçük hanımımız bunu duyunca bir afalladı.’ Love’ aşamaları da böylece sekmeye uğradı.Ama daha sonra doğru yolu bularak, Eugene’den özür dilemesi, her şeyden vazgeçip onunla yürümesi duygulandırdı.

Dizi 19. bölümden sonra üçüncü dönüm noktasına geçerek bambaşka bir şekilde evrildi.  Olaylar bir kat daha hızlandı, işgaller çoğaldı  ve ölümler arttı. Go ailesinin başına gelenler ve  Ae-Shin’inin büyükbabasının vefatı ile küçük hanımımız artık aktif olarak ülkesini kurtarmaya başladı.

Tabi yolun sonunda ülkesi ve aşkı arasında kalmasını gerektiren bir ayrım vardı.  Eugene ile ne kadar gitmek istese de aklı hep ülkesinde kaldı, seçimini vatanından yana yaptı buradaki zorlu karar ise   Eugene’nin vermiş olduğu karardı. Sevdiği kadın vatanını koruyacaksa, o da vatan bildiği sevdiği kadını korumalıydı ve bu uğurda da kendi destanını yazarak hayatını tamamladı.

Dizide  ‘sad ending’ temasından dolayı 19. bölümden sonra sıra kimde acaba şeklinde bekliyorsunuz. Mendiller olmadan diziye devam edemiyorsunuz. Ben her ölümde epey ağladım, Eugene Choi’ninkin de ise haykırdım. Finalinde  yapılan fedakarlıkların boşa gitmeyeceğine dair umutlu bir senaryo görsek de hayatı boyunca kimsesiz olan  Eugene’nin hüzünlü bakışlarının mutluluğa çevrilmesini isterdim.

Son olarak dizinin görsel açıdan muazzam sahnelere sahip olduğunu söylemek isterim. Gölün dört mevsiminin gösterilişi, açılar adeta bir sanat filmi havasındaydı. Bu kadar uzun bir yazıda  dahil değinemediğim pek çok detay kaldı. Affediniz mutlaka yorumlarda sevdiklerinizi belirtiniz:)

Nitekim  tarihin acı gerçeklerini yansıtan,  Güney Kore’nin bağımsızlığını nasıl kaybedip tekrar kazandığını destanlaştıran güzel bir yapımdı. Koreliler için daha da anlamlı olduğu şüphesizdir. Ülkemizde de böyle yalın ve çarpıcı  yapımların yapılmasını dileyerek, Mr. Sunshine ost’un muhteşemliği ile veda ediyorum.  See you 🙂

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: