Kader Bağlayınca-100 Days With My Prince Yorum ve Replikleri

Kore Dizileri

Written by:

Kader bağlayınca düğümü,kolay değildir çözümü.Yollar ayrılsa da karşılaşırsın,yıllar uzasa da hatırlarsın. Bilmeden rüzgarın seni savurduğuna yanarsın, ayağına batan dikenlere acırsın. Sonunda hayatının ona doğru aktığını kavrarsın, severadım amacına ulaşmaya koşarsın. Bütün rastlantıları anlayıp bir mucizeyi yaşarsın…

İşte kaderin birbirine bağladığı iki insanı anlatıyor dizimiz, bir mucizeye inandırıyor. Nikah saatinin şaşmayacağını gösterip,olmayacak insanları birleştiriyor,aşkın büyüklüğünü öğretiyor. Saray entrikaları ile örülü tipik tarihi Kore dizilerinden farklı olarak 100 days with my prince, genelinde küçük insanların büyük hikayelerini konu ediniyor.

Samimi ve eğlenceli olan dizimizi ben pek bir beğendim, 2018’in en iyi Tarihi Kore dizisi ilan ettim.Finale doğru artan entrikaları basit bulsam da, köyde geçen 100 günü çok sevdim. Bu farklı, oldukça romantik tarihi dizimize şans vermenizi öneririm. Spoiler uyarısı vererek, detaylı 100 Days With My Prince yorumlarıma geçiyor, ortamda rahatsız olan tek kişi olmamanızı diliyorum:)

100 Days With My Prince Yorumları

Çocukluğa dayanan bir hikayeyi anlatıyor aslında dizimiz. Ayrılmak zorunda kalan iki çocuğu birleştiriyor başa gelen talihsizliklerimiz. Lee Yool’ün babası kral olurken, Yoon Yi-Seo’nun babası hain oluyor; yolları ayrıldıktan sonra Won Deuk ile Hong-Sim olarak bir köyde kesişiyor.

İlk bölümlerde oldukça mutsuz olan Veliaht Prensimiz, Başbakan Yardımcısının bir işler çevirdiğinden şüpheleniyor. Araştırdığında ise altındaki büyük sırra ulaşıyor. Ne sır ama 🙂 insan veliaht prensese hayret edemeden duramıyor, cesaretine hayran kalıyor. Neyse efendim önemli olanın kendi soyundan birini tahta geçirmek olduğunu düşünen dizideki tek kötümüz başbakan yardımcısı da veliaht prensimizi öldürmeye girişiyor ne yazık ki başarılı olamadan makus talihini hazırlıyor. Başlıyor böylece asıl hikayemiz…

Hayatta kalmak için bir köylü olarak yaşayan Hong Shimmiz güzel bir karakter olmuş. Güçlü, kötü koşullara rağmen ayakta durmasını bilen esprili kızımız ne yazık ki evlilik kanunundan kaçamıyor. Kaderin cilvesi ile Veliaht Prensimiz ile evleniyor.Ülkedeki tüm bekarların evlenmesi kanunu, finalde de tekrarlanan eşleşme sahneleri epey hoştu:)

Ben diğer Tarihi Kore dizilerinde bolca bulunan taht kavgalarınından farklı olarak dizinin çoğunluğunun bir köyde geçmesini çok sevdim. Basit hayatları, küçük mutlulukları keyifle seyrettim. Exo üyesi Do Kyung-Soo’nun oyunculuğuna bayılarak, Nam Ji-Hyun’u da sesi hariç :)beğendim.

Hafızasını kaybeden prensimizin, Won Deuk olarak yaşamaya çalışması eğlenceli seyirlikler olmuş. Köylü işlerinden hiç anlamayıp hep sorunlar çıkarması, küstah olup herkese emirler yağdırması, asilzade tavırları beni her seferinde güldürdü. ‘Burada rahatsız olan tek kişi ben miyim’ lafı ağızlara pelesenk oldu.

Başlarda beş para etmez olarak görülen Won Deuk’umuzun yavaş yavaş meziyetleri ortaya çıktı ve dizi giderek güzelleşti. Okuma yazmayı bildiği fark edilince köyün aranılan adamlarından olması eğlenceliydi.

Tanımadan mecburi bir evlilik yapan ikilimizin yavaş yavaş birbirlerine ısınmalarını seyretmek keyifli idi. Won Deuk’in zamanla Hong Shim’i kıskanması, kalbinin onu tanıdığını anlatması, erik çiçekli ayakkabı alması romantik sahnelerdi. Çiftimizi oldukça yakıştırdım. Küçük evlerindeki fakir ama samimi hayatlarına hayran kaldım.

Hong Shim, Won Deuk’un sandığı kişi olmadığını öğrenince biraz tökezlese de kaçma planlarına onu da dahil ediyor. Won Deuk’umuz da geçmişi hakkında bir şeyler hatırlamaya başlamasına rağmen kabul ediyor. Gerçek kimliğini öğrendiğinde karısından koparılabileceğini anlayan prensimizin, Won Deuk olma çabaları duygusaldı. Geçmişi unutup köylü olarak yaşamaya alışma çabası takdire şayandı. Ne yazık ki planları bozulan Başbakan yardımcımız onu rahat bırakmadı.

Ben Hong Shim’in abisini pek sevemedim. Pek rol yapamıyordu, donuktu. Kardeşinin hayatta kalmasını sağlamak için bile olsa babasını öldüren adama çalışması saçmaydı. Prenses ile olan aşkları duygusal olsa da ahlaki açıdan çok uygun bulmadığımdan olsa gerek ısınamadım. Ama imkansız aşklarını anlattıkları karahindiba metaforunu şiirsel bulup, öldüğü sahnede ağladım.

Dizinin önemli karakterlerinden biri olan sulh yargıcımız Jung Je-Yoon’unda başarılıydı. Yüzleri tanıyamaması olayı çok zorlama olsa da prensimiz ile arkadaşlığı, Hong shim’e duyduğu platonik aşkı anlamlıydı. Köylülerimizi ve babamızı da ben çok sevdim.

Dizideki kralımız da gördüğümüz krallardan çok farklı olarak hırsı olmayan, kendi çapında eğlenceli, korkak bir kraldı. Kendisininde bunun farkında olmasını ve kimseyi kırmak istememesini sevdim. Tek kötümüz başbakan yardımcısı da iyi performans göstererek tahtı kendi soyuna geçirmek için elinden geleni yaptı. Ana kraliçe çok pasifti, birkaç tane daha kötü karakter olsa dizi daha iyi olabilirdi sanki. Entrika yönünden oldukça zayıf kalmış dizimiz.

Özellikle Veliaht prensin başbakan yardımcısı tarafından bulunup saraya döndükten sonra başlayan bölümler oldukça sıkıcıydı.Zeki başbakan yardımcımızdan beklenmeyen pek çok basit hatalar sonunu hazırladı.

Ben saraya döndükten sonra prensimizin her yerde Hong Shim’i gördüğü sahnelerde ağladım. Çiftimizin çocukluktan birbirlerinin kaderi olduklarını anladıkları sahnede de duygulandım.

Bir hainin kızı olarak bilinen kızımız her şey yoluna konulduktan sonra bile prensimize sorun olmak istemiyor ve ondan ayrı durmayı tercih ediyor. Bunu anlayabiliyoruz ama çok uzatmışlar sanki bu ayrılığı. Daha iyi mutlu bir final olabilirmiş ama yine de tüm kötülerin cezalarını aldığı , iyilerin kutsandığı yerinde bir final olmuş.

Ezcümle, adeta birbirlerini bulmak için bu dünyaya gelen çiftimizin mucizevi yolu aşka inandırıyor, eski bir masalı bizlere hatırlatıyor. Mucizelere inananlardan olmanızı dileyerek, dizideki güzel bir ost ile veda ediyorum.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: